TÜRKİYE PROGRAMI

DEPREM SONRASI MÜDAHALE

6 Şubat 2023’te meydana gelen yıkıcı depremlerin üzerinden üç yıldan fazla süre geçmesine rağmen, başta Hatay olmak üzere afet etkisi altındaki iller hâlâ önemli insani zorluklarla karşı karşıyadır. 7,8 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, Türkiye ve Kuzeybatı Suriye’de 58.000’den fazla kişinin hayatını kaybetmesine, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve konutlarda, sağlık tesislerinde ve temel altyapıda eşi görülmemiş bir tahribata neden oldu.

Depremlerden en çok etkilenen illerin başında gelen Hatay’da Şubat 2026 itibarıyla 160,000 kişi hâlâ konteyner şehirlerde, binlercesi de gayri resmî yerleşimlerde yaşamaktadır. Bu koşullar, yetersiz su, sanitasyon ve hijyen (WASH) hizmetleri nedeniyle cilt hastalıkları, uyuz, bitlenme gibi bulaşıcı hastalıkların artmasına yol açmaktadır.

Dünya Doktorları tarafından yapılan değerlendirmeler, faydalanıcıların %18’inde üst solunum yolu enfeksiyonu, %7’sinde uyuz görüldüğünü ortaya koymuştur. Bu veriler, Hatay’daki yaşam koşullarının depremin ardından ne denli zorlaşmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve göçmen sağlığı merkezlerinin tahrip olması, ayrıca ölü, yaralı ya da yerinden edilmiş sağlık personelinin kaybı; özellikle kırsal alanlarda sağlık hizmetlerine erişimi ciddi biçimde azaltmıştır. Bazı tesisler yeniden açılmış olsa da, personel yetersizliği ve kapasitenin altında çalışma hâlâ yaygındır.

Hamile kadınlar ve çocuklar açısından cinsel sağlık ve üreme sağlığı (CSÜS) hizmetlerinde kritik boşluklar vardır; izlenen hamilelerin %25’inde ödem, hipertansiyon ya da anemi gibi komplikasyonlar gözlenmiştir. Hatay’da depremden etkilenen halkın psikolojik sağlığa dair gereksinimleri de oldukça yüksektir: Faydalanıcıların %35’i psikososyal destek için yönlendirilmiş, ancak mevcut hizmetlerin farkındalığı yalnızca %15’tir.

Koruma riskleri, güvenli olmayan yaşam koşulları, uzun süreli yerinden edilme ve sosyo-ekonomik stres nedeniyle kötüleşmiştir. Cinsiyete dayalı şiddet, çocuk işçiliği, erken yaşta zorla evlilikler ve olumsuz baş etme mekanizmaları özellikle izole kırsal alanlarda ve gayri resmî yerleşimlerde artış göstermiştir. Ayrıca, kayıtsız göçmenlerin geçici koruma kimlik belgelerinin iptal edilmesi; temel hizmetlere erişememeleri, yasal adreslerini güncelleyememeleri ve iltica/sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalmaları gibi durumlar söz konusudur.

Edilen kişiler ve mülteciler hâlâ kayıt dışı olarak çalışan mevsimlik tarım işçilerinin bulunduğu kırsal yerleşimlerde zorlu koşullarla yaşamaktadır. Bu yerler temiz su, sanitasyon ve sağlık hizmetlerine neredeyse hiç erişim olmayışıyla; hastalık salgını, sömürü ve koruma ihlali (cinsiyete dayalı şiddet, çocuk işçiliği vb.) risklerini artırmaktadır.

Genel olarak iyileşme çabalarına rağmen, özellikle kadınlar, çocuklar, engelli bireyler, kronik hastalar ve düzensiz göçmenler açısından Türkiye’deki insani durum kritik düzeydedir. Sürekli sağlık hizmetleri, CSÜS, psikolojik sağlık ve psikososyal destek, sosyal koruma müdahaleleri ve kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç büyüktür.

© Hüseyin Aldemir

GÖÇ BAĞLAMINDA TÜRKİYE’DE İNSANİ DURUM

2023 Şubat depremleri, Türkiye’de — özellikle İzmir, İstanbul ve Hatay’da — zaten karmaşık olan göç ve koruma alanını daha da derinleştirdi.

Hatay

Depremlerden en çok etkilenen il olan Hatay, büyük bir Suriyeli göçmen nüfus barındırmaktadır. Bu şehirde aynı zamanda kayıtlı olmayan ya da yıkılan evleri nedeniyle kimlik belgelerini kaybeden birçok kişi bulunmaktadır. Yasal adreslerini güncelleyememeleri, onların sağlık, eğitim ve sosyal destek gibi temel hizmetlere erişimlerini de engellemektedir.

Hatay’da yeni Geçici Koruma Kimlik kayıtlarının kapalı olması, düzensiz göçmenlerin yaşam koşullarını daha da kötüleştirmiştir. Göçmenler için koruma riskleri — özellikle gayri resmî yerleşimlerde ve kırsal alanlarda — aşırı kalabalık yaşam koşulları, mahremiyet eksikliği ve güvenlik zafiyeti nedeniyle artmıştır. Cinsiyete dayalı şiddet, çocuk işçiliği, erken yaşta zorla evlilik ve sömürü biçimlerinde yükseliş gözlemlenmektedir.

İzmir

Göçmenlerin hem geçiş hem varış noktası olarak işlev gören İzmir, deprem sonrası Hatay ve etkilenen diğer illerden gelen yerinden edilmiş nüfus akını almıştır. Bu nüfus arasında Suriyeliler ve kayıtsız göçmenler de bulunmaktadır.

Deprem nedeniyle yerinden edilmiş bu nüfusun bir kısmı gayri resmî kırsal çadır yerleşimlerinde yaşamakta ve mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaktadır. Bu yerleşimler koşulsuz su, sanitasyon ve sağlık erişimi eksikliğiyle; göçmenler ise istismar, cinsiyete dayalı şiddet, çocuk işçiliği ve tehlikeli çalışma koşulları riskiyle karşı karşıyadır.

İstanbul

Türkiye’de en büyük göçmen nüfusunu barındıran İstanbul, Aralık 2024 itibarıyla geçici koruma altında kayıtlı 529.403 Suriyeli bulunmaktadır. Kent, göçmenleri ekonomik fırsatlar ve yerleşik ağlar nedeniyle çekerken, kimlik belgeleri devre dışı bırakılan ya da süresi dolan düzensiz göçmenler önemli zorluklarla karşılaşmaktadır.

Zeytinburnu, Esenyurt ve Fatih gibi yoğun nüfuslu ilçelerde çok sayıda göçmen gayri resmî, yoğunlaşmış konaklama birimlerinde yaşamaktadır. Bu topluluklar arasında sosyal koruma riskleri (cinsiyete dayalı şiddet, çocuk işçiliği, erken yaşta zorla evlilikler) oldukça yaygındır. Özellikle tekstil, inşaat ve günlük yevmiyeli işlerde çalışan göçmenler sömürü, düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıyadır. Düzensiz statüdeki bireylerin sağlık, eğitim ve sosyal korumaya erişimi son derece sınırlıdır.

Hatay, İzmir ve İstanbul yerinden edilmiş nüfusun sosyal korumayla ilgili karşılaştığı zorluklar:

  • Yasal belgelere dair engeller: Düzensiz göçmenler, statülerini yasallaştıramamaktadır. Yasal adreslerini güncelleyememekte, geçici koruma kimliklerine erişememektedir. Bu durum onları temel hizmetlerden mahrum bırakmakta ve gözaltı/sınır dışı edilme riskleriyle karşı karşıya bırakmaktadır.

  • Yaşam koşulları: Aşırı kalabalık barınma alanları, konteyner şehirler ve kırsal çadır yerleşimleri yeterli hijyen ve sanitasyon (WASH) hizmeti ve mahremiyet sağlayamamakta; bu durum cinsiyete dayalı şiddeti ve çocuk koruma risklerini artırmaktadır.

  • Sağlık ve psikososyal kırılganlıklar: Göçmenler ve mülteciler, özellikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı ile psikolojik sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Bununla birlikte mevcut hizmetlere dair farkındalık oldukça düşüktür.

  • Sosyo-ekonomik baskılar: Yaygın işsizlik, kayıt dışı çalışma, artan yaşam maliyetleri aileleri çocuk işçiliği, erken yaşta zorla evlilik ve/veya zararlı baş etme stratejilerine yöneltmektedir.

Öne çıkan ihtiyaçlar ve boşluklar:

  • Gayri resmî yerleşimler, kırsal alanlar ve ulaşımı güç kentsel alanlara yönelik mobil sağlık ve koruma hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

  • Mültecilerin ve göçmenlerin belge ve idari engellerle başa çıkmalarına destek olacak hukuki ve vaka yönetimi hizmetlerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

  • Travma, psikososyal sıkıntılar ve zararlı baş etme biçimlerine yönelik ruh sağlığı ve psikososyal destek hizmetlerinin kapsamı artırılmalıdır.

  • Cinsiyete dayalı şiddeti önleme, çocuk koruma müdahaleleri ve yönlendirmeleri içeren topluluk temelli koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi şarttır.

  • Yasal güvencesizlik, kötüleşen sosyo-ekonomik koşullar ve süregelen yerinden edilme durumunun birleşimi, İzmir, İstanbul ve Hatay’daki mülteciler ile göçmenler açısından kırılganlığı artırmış; bu da kalıcı insani koruma müdahalelerinin önemini ortaya koymaktadır.

© Dünya Doktorları / Médecins du Monde Türkiye