7 dakika
Şu anda okuyorum “KIRINTILARLA YETİNMEK ZORUNDA BIRAKILMANIN ACIMASIZLIĞINI ANLAYABİLİR MİSİNİZ?”
Makaleler

"KIRINTILARLA YETİNMEK ZORUNDA BIRAKILMANIN ACIMASIZLIĞINI ANLAYABİLİR MİSİNİZ?"

Makaleler 04.09.2025
  • “KIRINTILARLA YETİNMEK ZORUNDA BIRAKILMANIN ACIMASIZLIĞINI ANLAYABİLİR MİSİNİZ?”

Bugün sizlerle Gazze’de yaşayan, Uluslararası Dünya Doktorları Ağı’ndan psikolog çalışma arkadaşımız Nour’un günlüğünün yeni bölümünü paylaşıyoruz.

Neden yazıyorum bugün? Ve kimin için yazıyorum? Ne zaman düşüncelerimi kelimelere dökmeye kalksam bu sorular peşimi bırakmıyor. Sanki yazma yetimi yitirmişim gibi. Sanki kelimeler bana ihanet ediyor; onlara en çok ihtiyacım duyduğum anlarda elimden kayıp gidiyorlar. Yazmanın hâlâ bir anlamı var mı diye düşünüyorum. Ben yazdım, halkım da yazdı. Defalarca haykırdık, sesimiz çatlayana kadar. Boğazlarımız kuruyana kadar feryat ettik. Ölümümüzü, açlığımızı, yerinden edilişimizi, yasımızı her dilde, her mecrada kayda geçirdik.

Ama hiçbir şey değişmedi. Savaş durmadı. Ölüm durmadı. Hâlâ peşimizi bırakmıyor; sokaklarda, gökyüzünde, aldığımız her nefeste.

Ve bazen, ölüm en kötüsü değildir. Çoğu zaman ölüm, bize dayatılan ağır işkenceden, her gün azar azar parçalanmaktan daha hafif geliyor. O halde kimin için yazıyorum şimdi? Ve ne için? Kelimelerle gerçeğimizi yansıtabildiğim halde, onlardan da ihanet görüyorum. Hiçbir dil, ruhumuzun derinlerine saplanmış bu acının gerçek ağırlığını anlatamaz. Gazze’de yaşadıklarımızı, burada olmadıkça hissedemezsiniz.

Burada olsaydınız, bedeniniz gece gündüz dinmeyen patlamaların sesiyle titrerdi. Her gece uyumadan önce kendi ölümünüzü hayal ederdiniz:

Ölümüm hızlı ve acısız mı olacak? Yoksa paramparça mı olacağım? Saatlerce, günlerce enkaz altında mahsur mu kalacağım?

Merak edersiniz: Canlı mı çıkaracaklar beni bombayla vurulmuş evlerin enkazından, yoksa sadece cansız bedenimi mi taşıyacaklar omuzlarda? Hayatta kalsam bile ömür boyu sakat, felçli ya da uzuvlraımı kaybetmiş halde mi yaşayacağım? Yarın kimi kaybedeceğim? Sabah geldiğinde kim hayatta olacak?

Burada olsaydınız, evinizi, şehrinizi, anılarınızı terk etmek zorunda kalmanın, nereye gittiğinizi bilmeden yakıcı güneşin altında yürümek zorunda kalmanın ne demek olduğunu bilirdiniz. Sevdiklerinizin evlerinin enkazının önünden geçerken, taşların size “Burada falanca yatıyor” diye fısıldadığını duyardınız. Bitmeyen vedaların, hiç dinmeyen kayıpların yasını tutmayı öğrenirdiniz.

BURADA OLSAYDINIZ, SADECE TOZ VE KÜL SOLUMAK ZORUNDA KALACAKTINIZ. HER YERDE ÇIPLAK AYAKLI, AÇLIKTAN KIRILAN, ZAYIF VE KIRIK DÖKÜK ÇOCUKLAR GÖRÜRDÜNÜZ. GÖKLERDEN YARDIM İÇİN YALVARAN, UÇAKLARA HAYKIRAN TİTREK SESLERİNİ DUYARDINIZ ONLARIN. ÇADIRLARIN FIRINLARA NASIL DÖNÜŞTÜĞÜNÜ, SAKİNLERİNİ GÜNEŞİN ALTINDA CANLI CANLI NASIL YAKTIĞINI GÖRÜRDÜNÜZ. ANNELERİN, SON EKMEK LOKMASINI ÇOCUKLARI YESİN DİYE TOK GİBİ DAVRANARAK KALPLERİNİ AÇ BIRAKTIKLARINI GÖRÜRDÜNÜZ.

PSİKOLOG NOUR Z. JARADA

DÜNYA DOKTORLARI FRANSA

ARTIK HİÇBİR ŞEYİN ANLAMI YOK

Neredeyse iki yıldır sessizliğin yerini insansız hava araçlarının ve yıkılan evlerin sesi aldı. İki yıldır yasla birlikte yaşıyoruz. Şehrimizin gittikçe daraldığını, sıkışıp nefes alacak yer bırakmadığını gördük.

Önümüzde uçsuz bucaksız bir deniz, arkamızda düşman.

Artık hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Sonu gelmek bilmeyen bir delilik etrafımızı sarıyor. Her sokağın köşesine sinmiş kan ve toz kokusunu hayal bile edemezsiniz. Aylarca çektiğimiz açlıktan sonra, biraz peynir ya da şeker geldiğinde sevinip bunu kutlamak zorunda bırakılmanın utancını, sosyal medyamızın bizim için bir zamanlar sıradan olan yiyeceklerin fotoğraflarıyla dolu olduğunu hayal edemezsiniz.

KIRINTILARLA YETİNMEK ZORUNDA BIRAKILMANIN ACIMASIZLIĞINI ANLAYABİLİR MİSİNİZ?

Açlıktan eriyip gittik. Bedenlerimiz, yan yana yürüyen kırılgan iskeletlere dönüştü. Ve şimdi birkaç yardım kamyonunun içeri girmesine izin verilse bile, zalim bir elden damlayan damlalar gibi, insanlar boş mideleriyle umutsuzluktan ezilerek sırada beklerken ölüyor. Ve aynı anda bir haber yayılıyor: “İsrail yetkilileri, Gazze Şehri’ni tamamen işgal etmeyi planlıyor.”

Yeni bir göç. Yeni bir sürgün…

Fakat Gazze sıradan bir şehir değil. O bizim şehrimiz. Bir buçuk yıllık sürgünün ardından geri döndüğüm gün, hayatımın en mutlu günüydü. Çocuklarımla birlikte, sadece bir sırt çantası taşıyarak, kavurucu güneşin altında kilometrelerce yürüdüm. Gazze, dünyanın sonu gibi, paramparça ve yıkılmış bir şekilde karşımda belirdi; ama orası benim evimdi.

Şimdi ise, bizi bir kez daha kökümüzden sökmekle, onu yeniden elimizden almakla tehdit ediyorlar. Kalacak mıyım? Toprağımda mı öleceğim, yoksa korkuyla, uzaklarda, bir sürgüne mi zorlanacağım?

BİR VATANIN KALAN SON PARÇASI

Gazze’yi işgal planı yalnızca askeri bir hamle değil; halkımızın hala çarpan kalbini yok etmeye yönelik doğrudan bir girişim aynı zamanda. Gazze sadece coğrafi bir alan değil, bir ulusun ruhu, on yıllardır küçülen bir vatanın ayakta kalan son parçasıdır. Gazze’yi halkından koparmak, Filistinlileri merkezlerinden, sembolik ve tarihsel dayanaklarından koparmaktır.

Zaten abluka ve açlıkla boğulan iki milyon insan için yeni bir sürgün, felaket olur. Nereye gidebilirler ki? Sınırlar kapalı, deniz kapalı, gökyüzü ise ölümün ta kendisi.

Ve bunun yaratacağı sonuçlar yalnızca Gazze’yle sınırlı kalmayacaktır. Bölge, bu bitmek bilmeyen savaşın ağırlığı altında zaten titrerken yeni bir işgal, yeni bir kitlesel göç dalgası, Gazze halkının yaşadığı yıkımı daha da derinleştirecek ve ölümü, açlığı, acıyı savaş silahına dönüştürenlere seyirci kalan uluslararası toplumun ahlaki çöküşünü açığa çıkaracak.

Biz bu kadim şehrin çocuklarıyız; onun acısının ve direnişinin mirasçılarıyız. Her gün savaş, açlık ve ölüm arasında eziliyoruz, ama yine de nefes almaya, yürümeye, dayanmaya devam ediyoruz. Değişmeyen tek şey belirsizlik, her anın üzerine çöken amansız bir gölge gibi… Benim tek kesinliğim Tanrı’ya, ortak acımızın bağlarına ve yaralı, sevgili Gazze’mize duyduğumuz sevgiye olan inancımdır.

Büyük şair Fadwa Tuqan’ın bir zamanlar yazdığı gibi:

TOPRAĞINDA ÖLEYİM YETER BANA,
ORADA GÖMÜLEYİM,
ALTINDA ERİYİP YOK OLAYIM.
DİRİLEYİM BİR OT OLARAK,
BİR ÇİÇEK OLARAK...
ÜLKEMİN YETİŞTİRDİĞİ BİR ÇOCUĞUN AVCU DEĞSİN ONA.
YETER Kİ ÜLKEMİN KUCAĞINDA OLAYIM,
BİR TOPRAK,
BİR OT,
BİR ÇİÇEK OLARAK...

Ve biz kalıyoruz. Kelimeler yetersiz kaldığında bile, yazmak beyhude göründüğünde bile, kalbim susmayı reddediyor. Tanıklık ediyorum; çünkü Gazze yalnızca kuşatma altındaki bir şehir değil, zulme karşı inatla çarpan bir nabız, yok edilmek istenen bir halkın tüm benliğiyle direnen kalbidir. 

Sokakları, enkazı, çocukları, çadırları… Hepsi, yok olmayı reddeden, hayata, umuda ve hatıralarımıza tutunan bir halkın sarsılmaz iradesini taşıyor.

Ve her zaman söylediğim gibi: “Hatıralar ölmez”. Fısıldanan her hikayede, kaybettiklerimizin ismini taşıyan her taşta, duvardaki her kurşun izinde, göğe bakıp anımsayan, hatırlayan her çocukta yaşar.

Biz yalnızca kendimiz için değil, gelecek nesiller için de kalmayı seçiyoruz. Bize dayanmayı öğreten bu şehir için ve bitmek bilmeyen bombaların altında bile Gazze’nin ruhunu teslim etmediğini tüm dünyaya göstermek için.

Nour Z. Jarada
Dünya Doktorları (Médecins du Monde)
Ruh Sağlığı ve Psikolojik Sağlık Birim Yöneticisi, Gazze/Filistin

 

Not: Bu günlükler, ilk olarak Fransız Libération gazetesinde yayımlanmaktadır.

Uluslararası Dünya Doktorları Ağı'nın Gazze'de görev yapan psikoloğu Nour Z. Jarada

BASIN İLETİŞİM

  • ONURHAN PEHLİVANOĞLU Kıdemli İletişim Sorumlusu, Dünya Doktorları/Médecins du Monde Türkiye [email protected] // +90 533 379 18 24